17 Temmuz 2019
ara

İNFAK. BEREKET VE EBEDİ SAADET

17.6.2019

İslam varsa bir toplumun inşasında, o toplumun fertleri bir binanın tuğlaları veya bir bedenin organları gibidir. Bütün vücudu sarsar bir organın sancısı… Birbirine yapıştıran tutkalı islam olan bu toplumun hak dağılımı da keyfi değildir. Hakkını verme zorunluluğu vardır her hak sahibine. “beni, kendim ve aile bireylerim ilgilendirir” diyemez, bu cemiyetin hiçbir ferdi. Seyirci kalamaz kötülüklerin toplumda yayılmasına…

Tevhid şuurundan yoksun, ahiret bilincinden nasipsiz, inançsız insanlar servetlerini kaybetme korkusuyla huzursuz yaşarlar. Hevasını ilâh edinen Karun’lar, sömürgeci müstekbirler, Allah’ın mülkü olan yeryüzü coğrafyasında, yarattığı ayetlerden çaldığı mal ve serveti diledikleri gibi kullanma hakkını kendilerinde görürler. Sahip oldukları varlık ve serveti kendi sahip oldukları bilgi ve beceriye bağlarlar.

Karun, “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim” diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan güçlü ve ondan daha çok servet biriktirmiş kimseleri helak etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz.” (Kasas : 78)

Mü’min, haramların özendirildiği, kötülüklerin erdem sayıldığı bir ortamda rahat edemez. Uzak duramaz “iyiliği emir, kötülüğe engel olma” yükümlülüğünden…Muttakilerin/ takva sahiplerinin vasıfları sayılırken “Rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Buyurulur. (Bakara:3)

Yüce Yaratan, “Sizden birine ölüm gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin, harcayın” (münafikun : 10) buyurmaktadır. Ve ayetin devamında “ Tasaddukta bulunup da ben de salih kimselerden olsaydım.” Sözünden sadakayı kasdetmiştir.

Allah yolunda yapılması gereken infak hakkında Yüce Mevla şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve en iyisinden Allah yolunda harcayın. Kendinizin ancak göz yumarak alabileceği düşük ve bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın.” (Bakara: 267)

“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr hayra harcayan kimseler var ya, işte onların, Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara : 274) Cömertçe infakların rakikleştirdiği, olgunlaştırdığı huzurlu ruhlar, yaptıkları infakların, ilâhî muhâfazaya da vesîle olduğunu müşâhede etmenin sürûrunu yaşarlar. Bunun için de cân u gönülden infaka yönelirler.

“Mllarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz dane olmak üzere yedi başak veren dane’nin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir. O her şeyi bilendir.” (Bakara : 261) “

İnfak edilen mal eksilmez, kaybolmaz, bilâkis infaktaki ihlâs nisbetinde bereketlenir. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz, bütün malını infâk edip maddî bakımdan defâlarca bitme noktasına gelmesine rağmen, Rabb’imizin lutfuyla tekrar tekrar servet sahibi oldu. Zîrâ Allah yolunda infak edilen mal, tıpkı budanan bir ağacın daha canlı ve verimli bir hâle gelmesi gibi bereketlenir.

İnfakı anlamanın ve sindirmenin yolu, vahyin inşa ettiği bir mülkiyet tasavvuruna sahip olmaktan geçer. Bu tasavvurun yaslanacağı inanç da, tevhid inancıdır. “Mülk kimindir?” sorusuna Kur’an’ın tekrar tekrar verdiği cevap açıktır: Mülk Allah’ındır. Peki, ya mülkten insanın payına düşene ne demeli? Şu bir hakikat ki, bu pay insana emanet olarak verilmiştir. Zira insan bu cihana sahip olmak için değil şahit olmak için gelmiştir. Serveti imana şahit kılmak lazımdır. Bu ise, servete mülkiyet değil emanet gözüyle bakmakla gerçekleşir.

İnfak edilmeyen mal ise dura dura bozulan, kokuşup kirlenen suya benzer. Şeyh Sâdî ne güzel söyler:

“Para yığmakla yükseleceğini sanma, duran su fenâ kokar. Bağışlamaya çalış, akan suya gök yardım eder. Yağmur yağdırır, sel gönderir, onu kurutmaz.”

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcayıncaya kadar cennete ve birre/ iyiliğin en güzeline eremezsiniz.” (Al-i imran : 92) buyuruyor Rezzak-ı Kerim!

Hazret-i Mevlânâ da bu gerçeği şöyle ifâde eder: “Ekin eken, önce ambarı boşaltır, ama sonra hâsılâtı pek çok olur. Tohumu ambarda tutan ise, sonunda onu farelere yem eder.”

Muaz bin Cebel ile Sa’lebe (r.a) Kâinatın Efendisi (s.as)’e “Malımızdan ne şekilde ve ne miktarda harcyalaım, infak edelim?” diye sorunca Bakara suresinin 219. Ayeti nazil olmuştu: “ Sana hangi şeyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki, ihtiyacınızdan artanını verin.”

Tevbe sûresinin 34-35. Âyetlerinde ise Yüce Yaratıcı şöyle buyuruyor: “Altın ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları acıklı bir azap ile müjdele. Kıyamette, o birktirilen altın ve gümüşlerin üzerleri cehennem ateşinde kızdırılacak da bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve onlara şöyle denilecektir: “İşte bu, öz nefisleriniz, sırf kendiniz için kasalara tıkıp sakladıklarınız ! Artık topladıklarınızın acısını tadın bakalım…!”

Altın, gümüş ve çeşitli para birimlerinin hakkı, insanlığın faydası açısından yaratılış hikmeti, mübadele vasıtası olması, alış verişi kolaylaştırması ve Allah’ın kullarının gerçek ihtiyaçlarına harcanmasıdır. Üstelik “Sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir nimet, bir devlet ve kuvvet olmamasıdır.” ( Haşr : 7 )

Kur’ân-ı Kerîm’de 200’den fazla yerde infakın emir ve teşvik edilmesi, Rabb’imizin kullarına olan sonsuz merhametinin bir neticesidir. Zîrâ Yüce Yaratan kullarını, infak ibâdetini yerine getirmeye çağırırken, aslında kullarını infakın mânevî feyz, bereket ve huzurundan lâyıkıyla istifâde etmeye dâvet etmiş olmaktadır.

Güzel bir kelime ve güzellerden en güzel şey vermek…Vermek, yoksulu gözetmek, yetime kol kanat germek, gösterişten uzak, hayrı teşvik etmek vardır dinin özünde.. Sadece Allah için yapılan yardımlar ve ikramlar mü’min insanların ebedî kârı ve kazancıdır.

Kâinatın Efendisi (s.a.s) sehâvet sahibini şu ifadelerle övmektedir: “Sahi (cömert) Allah’a yakındır, halka yakındır, cennet’e yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri Allah’tan uzaktır., halktan uzaktır, cennet’ten uzaktır, cehennem’e yakındır.” (Tirmizi, Birr,40)

Özetle,infak, nifak kelimelerinin kökenleri aynı olmakla beraber, delalet ettikleri anlamlar birbirine zıttır. Nifak ikiyüzlülüğün, infak iki dünyalılığın göstergesidir. Nifak ehli, tek dünyalı olduğu için infak edemez. Zira infak etmesi için ahirette karşılığını alacağına kalbinin yatması gerekir. Zaten kalbi buna yatsa münafık olmaz. İnfak ehli ise iki dünyalı olduğu için tek yüzlüdür. Allah rızası için verdiklerinin zerresinin zayi olmayacağına inancı tamdır.

Bu Makale defa okundu.

 



Bu Makaleye Yapılan Yorumlar (-1)

Tüm Yorumlar

KAZIM ÇETİNKAYA

 
Paylaş  
İSKENDER KORKUT
Seki Deniz Seki…
KAZIM ÇETİNKAYA
BİLİNÇ YERİNE CAMİ İNŞA ETMEK
BAYKAN SARIKAYA
KIYAFETLE KIYAMET YAŞATMAK İSTEDİLER
MUSTAFA IŞILDAK
BİR EKMEK PARASINA BİR GÜN SİGORTA

 
 
 
 
 
Trafik Kazaları
Yerel
Asayiş
Kültür Ve Sanat
İlçelerimiz
Özel Haber
Günün Haberi
Eğitim
Sağlık
Son Dakika
Politika
Spor
Gundem
Yaşam

 Adıyaman Haber |Gölbaşı Haber |Kahta Haber|Besni Haber|Gerger Haber|Samsat Haber|Adıyaman Resimleri|Yazarlar
SİTEMİZDE YAYINLANAN KÖŞE YAZILARINDAN VE YORUMLARDAN YAZARLAR VE YORUMCULAR SORUMLUDUR SİTEMİZ HİÇ BİR ŞEKİLDE SORUMLULUK KABUL ETMEMEKTEDİR
SİTEMİZ BASIN-YAYIN AHLAK VE İLKELERİNE UYMAYI TAAHÜT EDER
haberinrotasi.com Copyright © 2011 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilemeden Yayınlanamaz. birajans.biz