2 Nisan 2020
ara

EBUZER İLE DİNDAŞ KARUN İLE YOLDAŞ OLMAK

24.2.2020

Yeryüzünde hiçbir kudret islâm kadar sömürüye kurban edilmemiştir. Bu nedenle bugünkü meselemiz Müslümanların kurtulmasından ziyade islâm’ın kendisi sömürgecilerin sömürüsünden kurtarılması lazım ki, İslâm özgür olsun ve kurtulsun.

Eğer Müslümanlar kurtulur da İslâm esir kalırsa, bu defa irtica zindanına düşerler. Günümüzde olduğu gibi kısır bir döngü içerisinde islâm’dan uzaklaşıp başka bir ideolojinin peşine takılırlar ve yeniden başka şeylerin güdümüne girerler. Bu nedenle İslâm’ın kendisi zindandan kurtulmalıdır.

Şeffaf bir İslâmî kültüre sahip olmadığımızdan, her önüne gelenin keyfince ve çıkarları doğrultusunda yorum yaparak hüküm çıkardığı bir İslâm, Allah’ın gönderdiği ve Nebi’ler Nebisi’nin tebliğ ettiği bir İslâm olamaz.

Müslümanları, insanları ve kitleleri, İslâm’ın inşa ettiği huzur ve kurtuluşa erdirmenin en birinci yolu, öncelikle İslâmı bilerek ve ya bilmeyerek hâkim güce, hâkim sınıfa teslim eden veya paranın gücüne bağlayanların güdümünden kurtarmamız gerekir. Paradan beslenen din gayet tabii paranın hizmetçisi olacaktır.

Hz. Peygamber(a.s)’ın halkla, fakir insanlarla olan ilişkisi ile bizim din adamlarımızın yoksul halk kitleleri ile olan ilişkileri arasındaki mesafeye bakın ne kadardır? Bir din adamının davranışı köşklerde yaşayan, saraylarda hayat süren, villalarda keyif çatan birinin davranışına mı benziyor, yoksa komşusu aç iken kendisinin evinde aylarca duman tütmeyen, tenceresi, tavası ocakta pişmeyen Hz. Muhammed(a.s)’ın davranışı mıdır?

Bakın bakalım Peygamber’in kıyafetine, nasıl yürüyordu Medine’de? Yırtık bir takke var başında, belki söküğü dikilen bir külah, iple ayağa bağlanan üstü açık bir çarık, dar ve diz kapaklarını geçmeyen bir elbise, toplu bir sakal, saçları da omuzlarına kadar inmiş. Peki ya Hülefa-i Raşidin, onlar farklı mıydı? Hayır. Halkın yediğinden yiyor, giydiğinden giyiyor ve insanların refah ve mutluluğu tek kaygılarıydı.

Saraylarımız, köşklerimiz oldu, Hz.Muhammed (a.s)’ın getirdiği islâmı sahiplendik, kimselere kaptırmadık ama teslim olduk Ebu Cehil’e !.. Hüseyin için ağladık ama işbirliği yaptık Yezid ile!.. Ebuzer ile dindaş olduk ama yaşadık Karun gibi!

Dersimizi iyi belledik kapitalizm pazarında! Binbir hile ve yalanla gasbettik haram helal demeden!.. Sonra hukuk müşavirleri yardımıyla ve varlıklı bürokratlar aracılığıyla verdiğimiz resmi vergiler ile bu toprakların yegane sahipleri kendimizi gördük!

Görkemli ve şatafatlı elbiselerimiz oldu. Aristokratik süslenmeler, tümüyle başkalarını aşağılayıcı davranışlarımızla Karun’ları kıskandırdık, Nemrut’lara bile rahmet okuttuk! Müritler sağır ve dilsiz, cesaretleri yok soru sormaya. Cüret edemezler konuşmaya!.. Efendilerimiz geğirir, bu hareketle ne demek istediğini, neyi işaret ettiğini tefsir etmeye kalkışırız. Efendilerimiz bir şey saçmalar, bunu dilden dile elden ele naklederiz. Bütün bunlar farklı şeylerdir İslâm Peygamberi’nin getirdiği şeylerden! İnsanın olgunluğunun en yüce derecesini ifade eden en derin sözcüktür “İhlas”! “Bütün insanlar helak oldular ancak alimler müstesna! Alimler de helak oldular ancak ilmiyle amel edenler müstesna! İlmiyle amel edenler de helak oldular ancak ihlas sahipleri müstesna! Onlar da büyük bir tehlikenin uçurumundadırlar” buyuruyor Peygamber-i al-i şan Efendimiz(s.a.s)..

Ömrümüz boyunca pazarlarda çapulculuk yapıp yağmaladık. İşlediğimiz binlerce kepazeliklerle halkın canına okuyarak, Karun gibi hazineler yığdık. Ancak halkın servetimize şüpheyle baktığını görünce, çocuklarımız da bizi halkın kanını emen biri olarak fark edince, içimiz fesat dolu ve bir ayağımız çukurda olduğunu his ettik. Bir taraftan halkın serzenişi, diğer taraftan ölüm korkusu bizi endişelendirince başladık çare aramaya!...

“Malı temizleyen” kurumlar, cennetin köşe başı ve en rağbetli yerlerini satışa çıkaran simsarları meydanda arz-ı endam ediyorlar. Hatta bizim için rezerve ediyorlar Hz. Peygamber’in, Bedir, Uhud ve Kerbela şehitlerinin özel odalarını!...

Mekke’ye gidip güç ve kudretinin, bir ömür boyu kazandıkları haram mal ve servetinin vergisini boyunlarından atıyorlar. Vergi hesaplarını hoca efendilere teslim ediyor, onların payını da veriyor ve alıyorlar dekontonu!.. Bu dekont, onların mülkiyet hakkının ve mallarının şer’i senedi oluyor!..

Haramzadelerin gam yemelerine, üzülmelerine gerek yok artık!.. Günahlarından arınıyorlar böylece yarım asır süren milletin kanını emiciliklerinden sonra tertemiz oluyorlar(!). Yeni bir doğum! Gözleri de gönülleri de açılıyor böylece! İşte budur yıkama, yağlama yapan, dezenfekte eden “Dinî sauna”!.. Ve yaşasın Karun gibi yaşamak!.

Bu Makale defa okundu.

 



Bu Makaleye Yapılan Yorumlar (-1)

Tüm Yorumlar

KAZIM ÇETİNKAYA

 
Paylaş  
İSKENDER KORKUT
Seki Deniz Seki…
KAZIM ÇETİNKAYA
MİDESİNİ NEREDEN BESLİYORSA DÜŞÜNCESİNİ DE ORADAN ALIYOR
BAYKAN SARIKAYA
KIYAFETLE KIYAMET YAŞATMAK İSTEDİLER
MUSTAFA IŞILDAK
ANKARA ADIYAMANLILAR VAKFI ETKİNLİĞİNDEN…

 
 
 
 
 
Trafik Kazaları
Yerel
Asayiş
Kültür Ve Sanat
İlçelerimiz
Özel Haber
Günün Haberi
Eğitim
Sağlık
Son Dakika
Politika
Spor
Gundem
Yaşam

 Adıyaman Haber |Gölbaşı Haber |Kahta Haber|Besni Haber|Gerger Haber|Samsat Haber|Adıyaman Resimleri|Yazarlar
SİTEMİZDE YAYINLANAN KÖŞE YAZILARINDAN VE YORUMLARDAN YAZARLAR VE YORUMCULAR SORUMLUDUR SİTEMİZ HİÇ BİR ŞEKİLDE SORUMLULUK KABUL ETMEMEKTEDİR
SİTEMİZ BASIN-YAYIN AHLAK VE İLKELERİNE UYMAYI TAAHÜT EDER
haberinrotasi.com Copyright © 2011 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilemeden Yayınlanamaz. birajans.biz